KÜTÜPHANE

Bir kütüphane; bir cehennem. Kitaplara tek tek dokunuyor ve hissediyordu. Hatta hissettikçe yüreğindeki yangına bir kömür daha atılıyordu. Yüreğindeki yangın ateşi her harladığında “ah!” diyerek acı bir feryat koparıyordu. Kütüphanedeydi, dört tarafı sadece kitaplarla dolu karanlık bir kütüphanede. Her nefes alışında burnuna bir mazi kokusu geliyordu, en çok da vicdan azabı. Bu korkunç koku midesini bulandırıyordu. Gök gürlüyor ardından da şimşekler çakıyordu. Arz ve sema şiddetli bir şekilde titriyordu. O ise odanın içinde bir düşüp bir kalkarak tutanacak bir yer arıyordu kendine ama nafile. Her titremede yere şiddetle çarpıyor dirsekleri kanıyordu. Adeta azap depremini yaşıyordu. Koskoca odada kitaplardan başka tutunacak bir şey yoktu. Denize düşmüştü ve yılana sarılacaktı. Nihayet o azap depremi bitiyor ve dizlerindeki yaralara aldanmadan doğrulmaya çalışıyordu.

Koca bir oda kadar olan kütüphaneye yağmur yağıyordu. Yaraları her yağmur damlasında şifa buluyor, buradan çıkmak için yüreğindeki umut tohumunu yeşertiyordu. Odanın içinde çaresiz bir şekilde çıkacak yer arıyordu. O karanlık bir anda farketmeden deprem sırasında düşen kitaplardan birine bastı. “Hayır, olamaz!” diye haykırdı içinden. Önce ayaklarından başlayarak sol göğsüne kalbinin bulunduğu bölgeye yavaşça tırmanan bir kahroluş hissetti. Kitaplar onun en büyük düşmanıydı. Çığlıklar atıyordu, bu acıya dayanamıyordu. Acı feryatlar koparıyordu ve bu feryada bulutlar bile dayanamıyordu. Bulutlar gürlemeye şimşeklerini çakmaya başladılar. Yer ve gök yine titredi. Ama bu seferki geçençkine benzemeyecekti. Çünkü bulutların canı yanmıştı. Yere yığıldı ve aciz bir şekilde bekledi. Dümdüz yere tutunmaya çalışırken bir şey farketti. Kitaplıklardaki tüm kitaplar tek tek raflardan çıkıp yükseliyordu. Uzaklardan bir ses gelmesiyle kitapların sayfaları açıldı. Açılan kitapların içinden bir ışık parladı ve tek tek tüm kitaplar ışıldamaya başladı. Oda aydınlandı. O, odadaki ışıktan yararlanarak bu cehennemeden çıkmayı düşündü ama deprem yüzünden ayağa kalkamıyordu. Etrafına baktı çıkacak bir yer olsa sürünerek de gidecekti ana yoktu. Kitapların sayfalarındaki her cümledeki harfler tek tek sayfalardan kopmaya başladı. Ve her harf bir diğer cümlenin harfleriyle birleşmeye başladı. Dakikalar sonra tüm harfler zincir oldu. Yerde bekleyen o her şeye muhtaç olan bedene gittiler. Zincir onun boynuna dolandı. Elleri ile zinciri tutuyordu engel olamya çalışıyordu falat öyle bir intikam vahşet duygusu vardıki bu güce engel olamıyordu. O zincirin vücudunu sarmasına engel olmaya çalışırken depremin bittiğini anladı. Şimdi kaçabilirdi gidebilirdi bıradan. Ama zincir tam vaktinde sarmalamıştı onu. Zincir tüm vücuduna dolanmıştı ruhunu sıkmıştı. Kalbi acıyor ruhu acıyordu. Gözlerindense kanlar akıyordu. Odanın en uç kısmından bir şey ilişti gözüne. İnsanlar… birçok insan ona karşı yürüyordu. Onu kurtaracaklardı. İnsanlar yaklaştıkça yüzlerindeki tiksinç ifadeyi gördü. Ve korkmaya başladı. Yaklaştılar ve duraksayıp o aciz bedene baktılar. Çok yakındılar bu yüzden onları inceledi. İşçiler, köylüler, soylular… bu insanlar gerçek değildi. Bu insanlar kitap karakterleriydi. Tüm ipuçları birbirine bağlanıyor anlamlandıramadığı sorular cevabını buluyordu. Karakterler ona tokat atıyordu. Sıraya giren yüzlerce karakter o bedene tokat atmak için sıra bekliyordu. Geçen her dakika zincir boğazını daha da sıkıyor, gözlerinden akan kan damlaları göl olmuş onu orada boğuyordu. Atılan tokatların şiddeti ise her defasında daha da artıyor ve bitmek bilmiyordu.

Hayatını kitaplara adamıştı. Cezasını da mükafatını da hayatını adadığı şey verecekti. O sadece boyun eğebilirdi. Gözlerini kapattı, hissetti. Yüreği bir kütüphane, bir cehennem. Ruhu bedeninden ayrıldı, azap bitti. O da artık bir kitabın içine hapsolmuştu. Bir sonraki tokat atacağı kişi için bekliyordu. İntikam alacaktı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir