YALNIZ AY

Uzun yıllar önce Ay ve Güneş adında iki kardeş varmış. Ancak bu iki kardeşin aralarında bir fark varmış, Güneş altın sarısı ve göz kamaştırıcıyken, Ay gri ve sadeymiş, Güneş’in aksine hiç dikkat çekmezmiş.

Yine gezegenlerin Güneş’in etrafına toplandığı bir gün Ay, Dünyayı fark etmiş. Onu görmesiyle aşık olması bir olmuş. Ama bir sorun varmış, Ayın Dünyayı gördüğü sıra Dünya da Güneşi görmüş ve ona aşık olmuş. Diğer gezegenlerle beraber Güneş’in etrafına toplanan Dünya’yı gören Ay çok kıskanmış. Hem kardeşinden hemde Dünyadan nefret etmiş.

Yine gezegenlerin Güneş’in etrafına toplandığı gün bir şey olmuş, Dünya ve diğer gezegenler Güneşe çekilmeye başlamış, artık bir sıra halinde Güneş’in etrafında dönüyorlarmış. Ay o kadar üzülmüş ki kendini durduramamış, tüm öfkesi ve kırgınlığıyla Güneşe gitmiş ve ona ardı ardına vurmaya başlamış, vurmuş da vurmuş. Bir sür sonra, onca vurmanın ardından Ay, parçalanmaya başlamış. Parçalanmayı umursamayıp vurmaya devam etmiş, ta ki un ufak olana kadar.

Sonunda pes eden Ay geri çekilmiş ve ne halde olduğunu görmüş, bu da nefretini ve hüznünü harmanlamış. Artık yapacak hiçbir şey kalmamış gibi dururken Ay’ın aklına bir fikir gelmiş. Bir hışım Dünyanın eksenine girmiş. Artık hem Güneş ve Dünyayı birbirlerini görmekten alıkoyuyor hemde Dünyanın bir tarafını gölgeliyormuş. Hatta yılda bir defa Güneşin tamamen önüne geçer ve Dünyayı tamamen gölgelere hapsedermiş.

Ay’ın parçalarına gelecek olursak, insanoğlu o parçalara Yıldız dermiş. Kimse o taşların aslında Ay’ın bir parçası olduğunu bilmezmiş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir